28 Mayıs 2016 Cumartesi

68 Mayıs'ı Yaşanmadı - Gilles Deleuze & Félix Guattari

[Gezi Olayı'nın yıldönümünde "olayın bitimsizliği" üzerine düşünmek isteyen herkese ve hiç kimseye. -KDE]

1789 devrimi, Paris Komünü, 1917 devrimi gibi tarihsel fenomenlerde, nedensel serilere, toplumsal belirlenimlere indirgenemeyecek bir olay yanı hep olmuştur. Tarihçiler bu bakışı pek sevmezler, onlar nedensellikleri sonradanlık-yoluyla canlandırırlar. Fakat olayın kendisi nedenselliklerle bir yerinden çıkma veya bir kopuş halindedir. Bu yasaya göre bir yolundan çıkma, bir çatallanma, yeni bir olabilirlikler sahasına açan sağlam olmayan bir durumdur. Prigogine bu durumlardan, fizikte dahi, küçük farklılıkların birbirlerini ortadan kaldıracağına yayıldıkları ve birbirlerinden tamamen bağımsız fenomenlerin rezonansa, birleşmeye girdikleri durumlar olarak söz eder. Bu anlamda bir olay bastırılmış, ihanet edilmiş, kapılmış, engellenmiş olabilir, ama bu, yine de, aşılamaz bir şeyler taşımasını engellemez. Vazgeçmiş olanların söyledikleri bir şey bu: bu aşıldı. Fakat olay ne kadar eski olursa olsun, kendisini aşılmaya bırakmaz: olabilirliğin açıklığıdır bu. Bireylerin içinden olduğu kadar bir toplumun yoğunluğundan da geçer.


Hatırlattığımız tarihsel fenomenlere, farklı doğalara sahip olsalar da, belirlenimler veya nedensellikler eşlik ederdi. 68 Mayıs'ı ise daha çok, normal ve normatif her türlü nedensellikten bağımsız, saf bir olay tarzındadır. Onun tarihi "sağlam olmayan durumların silsilesi ve genişlemiş bir dalgalanma"dan ibarettir. Çok fazla ajitasyon, jestüel, konuşma, aptallık, illüzyon vardı 68'de fakat önemli olan bu değil. Önemli olan, bir görüş fenomeni olmasaydı, sanki bir toplum birdenbire kendindeki hoşgörülemez olanı ve başka bir şeyin olabilirliğini görecekti. "Mümkün yoksa boğuluyorum..." biçimindeki kolektif bir fenomendi. Mümkün ön-varolmuyor, olay tarafından yaratılıyor. Bu bir yaşam meselesi. Olay yeni bir varoluş yaratıyor, yeni bir öznellik üretiyor (beden ile, zaman ile, cinsellik ile, ortam ile, kültür ile, çalışma ile yeni ilişkiler...).

Bir toplumsal dönüşüm ortaya çıktığında, ekonomik ve politik nedensellik çizgilerini izleyerek etkileri ya da sonuçları değerlendirmek yeterli değildir. Toplumun yeni öznelliğe tekabül eden kolektif düzenlemeler oluşturmaya muktedir olması gerekir, öyle ki dönüşümü isteyebilsin. İşte gerçek bir "yeniden değişme" budur. Amerikalıların New Deal'i, Japonların hamlesi, her türlü bulanıklık ve hatta gerici yapılarla, fakat aynı zamanda olayın taleplerine yanıt olabilecek yeni bir toplumsal durumu oluşturan yaratım ve inisiyatif yönüyle çok farklı öznel yeniden değişme örnekleri olmuştur. Fransa'da ise, tam tersine, iktidarlar 68'den sonra hiç durmadan "sakinleşecek" fikriyle yaşadılar. Ve gerçekten de sakinleşti, fakat felaket koşullarda. 68 Mayısı bir krizin sonucu olmadığı gibi bir krize reaksiyon da değildir. Daha çok tam tersi geçerli. Bugünkü güncel kriz, Fransa'daki güncel krizin çıkmazları, Fransız toplumunun 68 Mayısını doğrudan özümseyebilme kapasitesine sahip olamamasından kaynaklanmaktadır. Fransız toplumu, 68'in istediği şekliyle öznel yeniden değişmeyi kolektif boyutta hayata geçirmede radikal bir güçsüzlük göstermiştir. O andan itibaren "sol" koşullar altında ekonomik bir yeniden değişim nasıl hayata geçebilir? İnsanlara hiçbir şey önermeyi bilemedi: ne okul alanında ne de çalışma alanında. Yeni olan her şey karikatürize edildi, marjinal bir hale getirildi. Bugün görüyoruz ki Longwy'nin insanları çeliklerine, süt üreticileri ineklerine vs. sarılıyor: yeni bir varoluşun düzenlemesi, kolektif bir yeni öznellik 68'e karşı reaksiyonlar tarafından, sağdan olduğu kadar soldan da, öncesinden ezildiğine göre başka ne yapabilirlerdi? Hatta özgür radyolar bile buna dahil oldu. Her defasında mümkün yeniden kapatıldı.


68 Mayısının çocuklarını her yerde görüyoruz, kendileri de bilmiyor ve her ülke kendine göre bunlardan üretti. Durumları hiç de parlak değil. Genç kadrolar değil bunlar. Garip bir şekilde kayıtsızlar, fakat her şeyden de haberleri var. Talepkâr ya da narsist olmaktan vazgeçtiler fakat iyi biliyorlar ki enerji kapasitelerine, öznelliklerine bugün hiçbir şey yanıt vermiyor. Hatta güncel reformların daha çok onlara karşı olduğunu da biliyorlar. Yapabildikleri oranda kendi işlerine bakmaya karar verdiler. Bir açıklığı, olabilirliği muhafaza ediyorlar. Şiirleşmiş portrelerini Coppola Rusty James'te yapıyor. Aktör Mickey Rourke açıklıyor: "Biraz kenarda bir kahraman. Hell's Angel tipinde değil. Hücreleri gri ve üstelik zevkli biri. Sokaktan ve üniversiteden gelen bir kültür karışımına sahip. Onu deli eden de bu karışım. Hiçbir şey görmüyor. Onu işe alacak herhangi birinden daha çılgın olduğu için kendisi için hiçbir iş olmadığını biliyor..." (Libération, 15 Şubat 1984).

Dünyanın tamamında böyle. İşsizlikte, emeklilikte ya da okulda kurumsallaştırdığımız, engelleri örnek alan kontrol altındaki "terk etme durumları". Kolektif boyuttaki aktüel öznel yeniden değişimlere örnek olarak elimizde Amerikan tipi vahşi kapitalizm, ya da İran'daki gibi bir radikal islam, Brezilya'daki afro-amerikan dinler var, bunlar yeni bir entegrizmin karşıt figürleri (buraya bir de Avrupa'nın yeni-papacılığını eklemek gerekecek). Avrupa'nın önerecek hiçbir şeyi yok ve Fransa ise, zorunlu ekonomik yeniden değişimleri yukarıdan gerçekleştirecek, son derece silahlanmış ve Amerikanlaşmış bir Avrupa'dan başka bir arzuya sahip değilmiş gibi gözüküyor. Buna rağmen olabilirlikler alanı başka bir yerde: barışçılık, doğu-batı aksını izleyerek, çatışma, silahlanma ve aynı zamanda ABD ve SSCB arasındaki paylaşım ve ortaklık ilişkilerini dağıtacak bir özne olarak kendisini önerebilir. Yeni bir enternasyonalizm, kuzey-güney aksını izleyerek, artık sadece üçüncü dünya ile işbirliği üzerine kurulmayacak, fakat zengin ülkelerin kendilerindeki üçüncü-dünyalılaşma üzerine kurulacak yeni bir durumdan söz edilebilir (örneğin, Paul Virilio'nun analiz ettiği gibi, metropollerin gelişimi, şehir merkezlerindeki bozulma, Avrupalı bir üçüncü dünyanın yükselişi). Sadece yaratıcı olduğunda bir çözümden söz edilebilir. Bu yaratıcı yeniden değişimler bugünkü krizi çözmekte yardımcı olabilir ve genelleşmiş bir 68 Mayısının, çatallaşmanın, genişlemiş bir dalgalanmanın nöbetini devralabilirler.

Deleuze, Gilles, İki Delilik Rejimi, Bağlam Yay., Çev: Mahir Ender Keskin, sf: 239-243

25 Ağustos 2015 Salı

Politik Entelektüellere Bir Soru - Jean-François Lyotard

İşte size bir soru politik entelektüeller: Neden proleteryanın üstüne bu kadar düşüyorsunuz? Neye acıyorsunuz? Bir proleterin sizden nefret edeceğini biliyorum, siz nefret etmezsiniz çünkü siz burjuvasınız, pürüzsüz ellere sahip imtiyaz sahiplerisiniz, sizin söylenmesi gereken tek önemli şeyi söylemeye cesaretiniz yok, sermayenin bokunu, malzemelerini, metal çubuklarını, polisitrenlerini, kitaplarını, sosisli böreklerini yutmaktan, bunlardan tonlarcasını çatlayıncaya kadar yemekten keyif alınabilir -işte bunu söylemek yerine, kapitalistleşmişlerin, elleriyle, kıçlarıyla, kafalarıyla çalışanların arzusunda neler olup bittiğini söylemek yerine gidip akıl hocalığı, pezevenk hocalığı yapıyorsunuz, öne doğru atılıp şöyle diyorsunuz: İşte, işte bu yabancılaşma, hiç hoş değil, dayanın, sizi kurtaracağız, sizi bu çok fena kölelik duygusundan özgürleştirmeye çalışacağız, size saygınlık kazandıracağız. Ve bu şekilde kendinizi en rezil tarafa, bizim kapitalistleşmiş arzumuzun tamamen göz ardı edilmesini, yasaklanmasını, sekteye uğramasını arzuladığınız en ahlakçı tarafa yerleşiyorsunuz, günahkârların yanında olan rahipler gibisiniz, köle yoğunluklarımız sizi korkutuyor, kendinize şunu demek zorundasınız: Buna katlanmak için kim bilir ne kadar acı çekiyorlardır! Ve bizler, biz kapitalistleşmişler elbette acı çekiyoruz, ama bu demek değil ki keyif de almıyoruz, inandığınız şey bizim için neye deva olabilir? Neye? Bizi daha fazla iğrendirmeyin. İyileştirici olandan ve onun ilacından korkuyoruz, sizin en aptal şey diye yargıladığınız niceliksel aşırılıklar içinde infilak etmeyi tercih ederiz. Ve isyan etmek için de kendiliğinden kalkışmamızı beklemeyin.

J-F. Lyotard, Libidinal Ekonomi, Hil Yay., Çev: Emre Sünter, sf: 155-156

9 Temmuz 2015 Perşembe

Gösteren Diktatörlüğü - Félix Guattari

Düzlemlerin bu karmaşasının, bu genelleşmiş semiyotik çöküşün, bu “gösteren diktatörlüğü”nün tersini savunduğunu iddia eden her arzu mikro-politikası, bize göre, bilinçdışına bir yapı, homojen bir yapısal tutarlılık atfeden bilinçdışı kavrayışlarından kopmak zorundadır. Ne kadar tekrarlasak azdır: Karşımızdaki asla büyük harfli bir Bilinçdışı değildir, sonsuz bilinçdışı ifadesiyle karşı karşıyayızdır, bu ifadeler bireylerin birbirleriyle bağ kurmasını sağlayan semiyotik bileşenlerin –bedensel ve algısal işlevler, kurumlar, mekânlar, donanımlar, makineler vb.- doğasına göre değişkendir.

***

Kapitalistik oluşumların özelliklerinden biri, tüm diğer semiyotik bileşenleri üst-kodlayan ve bunların –ister üretim düzeyinde olsun ister toplumsal ya da bireysel alan düzeyinde olsun- her türlü akışı manipüle etmesini, yönlendirmesini sağlayan semiyotik makinelerin özel bir türüne başvurmalarıdır. Bu makinelerin işin içine kattığı yersizyurtsuzlaştırılmış zincirler, haddi zatlarında, gösteren değildirler (hatta sözdizimsel dil zincileri örneğinde, bilimsel, teknolojik, ekonomik gösterge makineleri örneğinde bunlara “göstermeyen” bile diyebiliriz), fakat gösteren içeriklerle özel ilişkiler sürdürürler. Temelde iktidar oluşumlarının hizmetindeki tabi kılma makinesi gibi (örneğin okul makinesi, askerlik, adli makine vb.) işleyen, ikincil olarak da gösteren bir ifade tarzı olarak işleyen tek bir semiyotik şifreden yola çıkarak bu içerikleri hiyerarşikleştirip düzenlerler. paradoks, yapısalcıların gösteren olarak niteledikleri şeyin tam da bu göstermeyen zincirler olmasındandır. Onlar bu zincirleri, yapıların bir tür tümel oluşturucusu olarak görmek isterler. Onlara göre, yapının olduğu her yerde, bu gösteren malzeme türüyle karşılaşmamız gerekiyordu: Böylece, dil ve bilinçdışı düzeyinde, genetik kodlandırma zincirleri ve ilkel toplumlarda akrabalığın temel ilişkileri düzeyinde, hitabet, üslup ve şiir düzeyinde, tüketim toplumunun işleyiş tarzı düzeyinde aynı eklemlenme sistemleriyle karşı karşıya kalmamız gerekmektedir. Bizim açımızdan ise, günümüzde bize gösteren ya da sembolik kategorisi altında sunulan ve birçok araştırmacıya temel bir mefhum, aşikâr bir çıkış noktası gibi gelen bu toplaşmayı dağıtmak son derece gerekli ve acilen yapılması gereken bir iştir. Gerçekten de biz, her tür düzenlemenin, birbirlerinden temelde farklı olan ve başlangıçta, gösteren bir söylem gibi değil, göstermeyen bir gösterge (Hjelmslev’in “ifade biçimi”nden söz ettiği anlamda) makineleri gibi işleyen semiyotik zincirlerin ulanmasını [concatènation] gerçekleştirdiğini kabul ediyoruz. 
Félix Guattari - Kaçış Çizgileri
Üretici süreçler ve toplumsal kümeler içinde, tümel anahtarlar önerme isteğinin saçma olduğu gösterge rejimleriyle, semiyotik süreçlerle her zaman karşılaşmamızın nedeni budur. Genel olarak “gösteren”e asla rastlanmaz; “alanda”, türleri karıştıran semiyotik bileşimlerle, karmalarla, yapısal terimlerle hesaplanamayan bir olanağa açık takımlarla, makinesel yaratıcılık diye adlandırdığımız şeyle karşılaşılır her zaman. İfade bileşenlerinin çokanlamlılığının bir tür semiyotik çöküş içinde yitimine yol açan gösteren emperyalizmi, bütün üretim tarzlarını ve bütün toplumsal oluşumları iktidar göstergeleriyle yetinmek zorunda bırakır. Dolayısıyla bizim sorunumuz sadece doktriner değil, pratiktir de: Gösteren, sadece dilbilimcilerin ve yapısalcı psikanalistlerin bir hatası değildir; bizi, tümel bir göndergenin herhangi bir yerde var olduğu, dünyanın, toplumun, bireyin ve bunları yöneten yasaların zorunlu bir düzene göre yapılandırıldığı, bunların derin bir anlamı olduğu inancına tabi kılan ve gündelik hayat içinde yaşanan bir şeydir. Gerçekten de, gösteren, iktidar oluşumlarının gerçek işleyiş tarzını gizlemenin bir yöntemidir. 


Félix Guattari, Kaçış Çizgileri, Otonom Yay., Çev: Işık Ergüden, 2014, sf: 28, 29, 30'den alınmıştır


 
 
Copyright © Kavram ve Duyum
Blogger Theme by BloggerThemes